Fenerbahçe’de 3 Temmuz’un 15. Yılı: Hukuk Mücadelesi, AİHM Kararları ve Tazminat Süreci
Fenerbahçe, 3 Temmuz kumpası, Şekip Mosturoğlu, hukuki süreç
Fenerbahçe Spor Kulübü Yüksek Divan Kurulu Başkanı Şekip Mosturoğlu, Hukuktan Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Savaş Adalet ve Kulüp Avukatı Naim Karakaya, 3 Temmuz 2011 sürecinin 15. yıl dönümünde FBTV ekranlarında kulübün yürüttüğü hukuki mücadelenin son durumunu paylaştı. Yöneticiler ve kulüp avukatı; FETÖ kumpası olarak tescillenen yargılamalardaki güncel gelişmeleri, Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) ile İçişleri Bakanlığı’na açılan tazminat davalarını, firari sanıkların durumunu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) nezdinde alınan emsal kararları kamuoyuna aktardı.
Kurumsal Duruş ve Bayrak Yarışı
Fenerbahçe Kulübü, 3 Temmuz sürecinin 15. yılı kapsamında yayımladığı resmi mesajda, o dönem hedef alınan yapının sadece kulüp değil, milyonlarca taraftarın ortak değeri olduğunu vurguladı. Meydanlarda, adliye önlerinde ve tribünlerde gösterilen dayanışmanın altının çizildiği açıklamada, yöneticilerin hukuki değerlendirmelerine geçildi.
Yüksek Divan Kurulu Başkanı Şekip Mosturoğlu, 2011 yılında başlayan mücadelenin kulüp içindeki yönetim değişikliklerine rağmen kesintisiz sürdüğünü belirtti. Mosturoğlu, süreç içerisinde görev alan başkanlar ve yöneticiler Aziz Yıldırım, Ali Koç, Sadettin Saran, Fethi Pekin, Alper Alpoğlu, Alper Pirşen, Ali Gürbüz ve mevcut hukuk yöneticileri Savaş Adalet ile Yasemin Hanım’ın bu kararlılığı devam ettirdiğini ifade etti.
Hukuktan Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Savaş Adalet ise, dönemin zorluklarına değinerek 6 ay, 8 ay ve 1 yıl gibi sürelerle özgürlüğünden mahrum kalan İlhan Ekşioğlu, Tamer Yelkovan, merhum Ahmet Çelebi ve Ali Kıratlı’nın duruşlarını hatırlattı. Adalet, Anıtkabir, Bağdat Caddesi ve Çağlayan’daki taraftar yürüyüşlerinin “Sarı Lacivert Duvar” oluşturduğunu ve 15 Temmuz darbe girişimine giden süreçte Fenerbahçe’nin direnişinin ilk kırılma noktası olduğunu belirtti.

“Kaçacak” İddiaları ve Yargıtay Süreci
Kulüp Avukatı Naim Karakaya, hukuki sürecin başlangıcında dönemin başkanı Aziz Yıldırım için verilen tutuklama kararının “kaçma şüphesi” gerekçesine dayandırıldığını hatırlatarak, Yıldırım’ın o günkü “Benim kaçacağımı söyleyen insanlar bir gün kendileri kaçacak” sözünün bugün gerçekleştiğini vurguladı.
Karakaya, sürece dahil olan 107 kişinin yargılandığı davada; kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma, belgede sahtecilik, haberleşmenin gizliliğini ihlal ve görevi kötüye kullanma suçlarından mahkumiyet kararları verildiğini aktardı. Bu kararların önemli bir kısmının onandığını belirten Karakaya, söz konusu 107 kişi ile sürece dahil olan hakim ve savcıların yüzde 80’inde örgütün iletişim programı ByLock’un tespit edildiğini açıkladı.

Özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasına iki gün kala kararın hızla çıkarıldığını belirten Karakaya, sürecin ilk aşamasında Giresunspor eski başkanı Osman Çırak ile Asayiş Şube’de Lokman Yanık tarafından yapılan mülakatın, sanki Fenerbahçe ile ilgiliymiş gibi İstanbul Organize Şube’ye sevk edilmesinin planlı bir adım olduğunu ifade etti. Dönemin savcısı Mehmet Berk ve Zekeriya Öz’ün talimatlarıyla yönlendirilen operasyondaki hakimlerden Mehmet Ekinci’nin etkin pişmanlık talebinin Yargıtay tarafından reddedildiğini; Hikmet Şen ve Bülent Kınay’ın ise 7 yıl, 8 ay, 15 gün hapis cezalarının kesinleştiğini paylaştı. Yargıtay’daki hakim ve savcı yargılamalarında zaman aşımı riskine dikkat çeken Karakaya, bu dosyaların takipçisi olduklarını belirtti.
AİHM Kararı CAS İçin Emsal Oldu
Şekip Mosturoğlu, 2012 yılında Cenevre’de gerçekleştirilen UEFA disiplin yargılaması çıkışında Deniz Tolga Aytöre, Muammer Menekşe ve Abdullah Kaya ile yaptıkları değerlendirmede bu sürecin onlarca yıl süreceğini öngördüklerini söyledi. Mosturoğlu, “Tapelerin katalogtan çıkartılmasıyla lehe kanun oluştu ve Fenerbahçe bu sayede yeniden yargılandı” iddialarının gerçeği yansıtmadığını; Yargıtay’ın, yasa değişmeden önce kararı hem usul hem de esas yönünden, onlarca farklı gerekçeyle bozduğunu, sadece 4-5 kişi için onama yapıldığını ve Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) taleplerinin reddedildiğini net bir dille ifade etti.
Mosturoğlu, TFF’nin kendisine ve İlhan Ekşioğlu’na verdiği cezalar için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdıkları dosyada ihlal kararı çıktığını vurgulayarak, “Ekşioğlu ve Mosturoğlu kararı bugün Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi’nde (CAS) maç manipülasyonuyla ilgili konularda doktriner ve emsal karar olarak uygulanıyor” bilgisini paylaştı.
CAS davasının geri çekilmesi konusuna da açıklık getiren Mosturoğlu, CAS davasının özünde bir tazminat davası olduğunu; bugün TFF aleyhine Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’nde ve İçişleri Bakanlığı aleyhine İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden tazminat davalarının bilirkişi aşamalarının geçildiğini aktardı. Bilirkişilerin kulübün maddi zararlarını tam olarak tespit ettiğini belirten Mosturoğlu, sürecin mahkemelerin “görevsizlik” kararlarıyla uzadığını; ayrıca yargı mensuplarının ceza kararları kesinleştiğinde Adalet Bakanlığı aleyhine de dava açılacağını duyurdu.
1 Milyar Dolarlık Kayıp ve Sportif Rekabet Vurgusu
Savaş Adalet, süreç boyunca medyada yer alan “19 maçta şike tespit edildi, para sayma görüntüleri var” şeklindeki iddiaların hiçbir maddi delilinin olmadığının mahkemelerce kanıtlandığını belirtti. Adalet, tazminat davalarının zaman aşımına uğramadan sonuçlanması için kulübün iradesinin tam olduğunu söyledi.
Şekip Mosturoğlu ise zararın sadece hisse senetleri üzerinden hesaplandığında bile 3 Temmuz ile 4 Temmuz tarihleri arasında 1 Milyar Dolar civarında olduğunu, yükselen trendin kesilmesiyle bu rakamın 3-4 Milyar Doları bulabileceğini ifade etti. Alınacak hiçbir maddi tazminatın çekilen manevi acıları karşılamayacağını ancak haklılığın hukuki olarak tescilinin değerli olduğunu belirten Mosturoğlu, diğer spor kulüplerine de çağrıda bulundu.
Ergenekon, Balyoz, Oda TV ve Selam Tevhid gibi davaların kumpas olarak kabul edilirken, 3 Temmuz sürecinin sportif rekabet alanına çekilmesinin milli bir soruna işaret ettiğini belirten Mosturoğlu, Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) ihraç ettiği kumpas hakimlerinin yüzde 75’inin Fenerbahçe dosyasıyla bağlantılı olduğunu hatırlatarak, Türk spor kamuoyunun ortak düşmana karşı birlikte hareket etmesi gerektiğini vurguladı.
