Günlerİnsan Hakları GünüYaşam

Hapis cezası, özgürlükten yoksun bırakma dışında herhangi bir cezai yaptırım içermemeli

Ankara Tabip Odası İnsan Hakları Komisyonu ile izolasyonun, mahpusun fiziki ve ruhsal sağlığını kısa ve uzun dönemde nasıl etkilendiğini, sosyal etkileşimin insan sağlığındaki yerini konuştuk.

“Hapis cezası, özgürlükten yoksun bırakma dışında herhangi bir cezai yaptırım içermemeli…”

İnsan hakları mücadelesinin en önemli başlıklarından biri, hapishaneler.

Fiziki koşulları bir yana, son dönemde açılan (daha da) yüksek güvenlikli cezaevleri ile mahpusların izolasyon ya da bilinen adıyla tecride dair şikayetleri de arttı. Bu şikayetlerden anladığımız kadarıyla 1996’da “tabutluk” adı verilen ilk izolasyon temelli yapıların bugün geldiği durum, mahpusu tamamen yalnızlaştırma üzerine kurulu.

Bugüne dek tecride karşı mücadeleleri haberleştirdik, İnsan Hakları Günü vesilesiyle bu kez, izolasyon halinin kişide yarattığı tahribata bilimsel açıdan bakmak istedik.

Ankara Tabip Odası İnsan Hakları Komisyonu ile mahpusun fiziki ve ruhsal sağlığını kısa ve uzun dönemde nasıl etkilendiğini, sosyal etkileşimin insan sağlığındaki yerini, hasta mahpusların bu yalnızlaştırma halinde başına gelenleri ve tabii uluslararası tıp otoritelerinin tavsiyelerini konuştuk.

“Koşulları F tiplerinden daha ağır”
Son yıllarda “kapılarını açan” ve S veya Y tipi denilen, aslında resmi adı “yüksek güvenlikli cezaevleri” olan bu yapıların mimarisine dair edindiğiniz bilgiler nedir?

S, Y tipi ve yüksek güvenlikli cezaevlerinin fiziki koşulları ve yarattıkları sorunlar, F tiplerinden daha ağırdır.

Yüksek güvenlikli ve diğer cezaevleri tipleri arasındaki en önemli fark, mahpus sayısı yani kapasite ile ilgilidir. Bunlar 3 katlı ve her katında tek kişilik hücre tipi odalar ve sadece 2. katta havalandırma alanının olduğu yapılar.

“En hafif gürültü, tüm hücrelerde yankılanıyor”
Her hücrenin tek penceresinin olması ve tüm pencerelerin apartman boşluğu gibi tanımlanabilecek tek alana açılıyor olması nedeniyle herhangi bir hücrede olabilen en hafif bir gürültünün bile tüm hücrelerde duyulması veya yankılanması şeklinde kurgulanmış bir mimari yapılanma, günün 24 saati gürültüye maruz kalma gibi ciddi bir soruna neden oluyor.

“Mahpusların havalandırma hakkı kısıtlanıyor”
Diğer cezaevlerinde havalandırma hakkı, ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü olanların dışındaki mahpuslar için, sabah sayımında havalandırma kapısının açılması ve akşam sayımında kapatılması şeklinde uygulanıyor. Yüksek güvenlikli ve Y Tipi cezaevlerinde havalandırma hakkının 1,5 saat olması ile yasalara aykırı biçimde mahpusların havalandırma hakkı kısıtlanıyor.

Havalandırma alanının mahpusun hücresi ile direk ilişkili olmaması nedeniyle bu 1,5 saatlik sürede yağmurdan ve güneşten korunma ve tuvalet gibi acil ve kişisel gereksinimleri karşılanamıyor, havalandırma hakları ellerinden alınıyor.

“Bedensel, ruhsal ve sosyal olarak insan hakları ihlali”
Bu mimari insan sağlığını nasıl etkiliyor?

Yüksek güvenlikli cezaevlerinde bir insanın dışarıyı göstermeyen sık tel örgülü tel ile kapatılmış küçük bir pencerenin olduğu, çok küçük bir yaşam alanında bütün gününü geçirmesi, tek başına 1,5 saatlik süreyle çıkılan ve sadece gökyüzünün küçük bir kesitinin görülebildiği, etrafının 8 metre yüksekliğindeki duvarlar ve telle çevrili olduğu, 25 metrekarelik havalandırma alanlarında yaşamını geçiriyor olması, bedensel, ruhsal ve sosyal olarak bir insan hakları ihlalidir.

İzolasyon ve etkileşim yokluğu, insan psikolojisine uygun mu?

Hücre tipi cezaevi yöntemi mahpuslar açısından insan kişiliğini fiziksel ve ruhsal açıdan yok etmeyi hedefleyen ve uzun zamana yayılan bir işkence yöntemidir.

Hücre kapılarının da sadece elektronik olarak açılmak üzere tasarlanmış olması bile mahpusları yalnızlaştırma politikasının bir parçasıdır.

“İletişimsizlik, insan ruhunu, benliğini güçsüzleştirir”
Sağlık açısından sosyal etkileşim nasıl kurulmalı?

Demokratik Hekimler Birliği yaptıkları açıklamalarda “Mahkûmların en azından 10 ile 15 kişi olmak kaydıyla gruplar halinde bir arada tutulmamaları durumunda, fiziksel ve psikolojik rahatsızlıkların ortaya çıkması engellenemez” denir.

İnsan; kendisiyle iletişim halinde olan diğer insanlara ihtiyaç duyarak yaşayabilen bir varlıktır. Diğer insanları duymak, görmek, işitmek ve dokunmak ister. Bunların olmadığı her ortam insan ruhunu, benliğini zayıflatır, güçsüzleştirir.

“Depresyon, saldırganlık, düşünce içeriğinde bozulma”
Etkileşimin yokluğu, psikolojik sağlığı nasıl etkiler?

Yaşam-mekanın ilişkisinin belirgin olduğu cezaevi gibi çeşitli alanlarda; kişilerde depresyon, saldırganlık, algıda ve duygularda küntleşme, düşünce içeriğinde bozulma gibi birçok ruhsal bozukluklar geliştiği, çeşitli bilimsel araştırmalarla desteklenmiştir.

Uzun süreli yapay ışıklarla ve 24 saat aydınlatılmış ortamlar, pencerelerin dış mekanının görülemeyeceği yükseklikte ve küçük olarak yapıldığı odalarda yaşayan kişilerde hem ruhsal hem de bedensel sorunların ortaya çıkması kaçınılmazdır.

“Gerçeklik duygularını yitirebilirler”
İnsanların ruh sağlıklarını koruyabilmeleri için uyaranlara gereksinimleri vardır. Özellikle cezaevi gibi görsel, duyusal, işitsel uyaran eksiklikleri olan ortamlarda dikkat eksiklikleri, konfüzyon ve yönelim bozuklukları gelişebilir. İç dünyaları ve günlük hayata ait uyaranları birbirinden ayırt etmekte zorluk yaşayabilirler ve gerçeklik duygularını yitirebilirler.

Yoğun yalıtım yaşayan kişiler mental ve entelektüel kapasitelerinde daralma, kendileri hakkındaki kararlarda irade koyma konusunda zorluk yaşayabilirler.

İnsan sağlığı için “yeterli, uygun ve değişken dış uyaranlara” ihtiyaç mutlak gerekliliktir.

“Gözetlenme ile benlik duygusunun zedelenmesi”
S Tipi cezaevlerinde kişisel alanlarda da kamerayla izleme söz konusu. Bu sürekli denetim altında olma hali, mahpusu nasıl etkiler?

Bu tip cezaevlerinde kameralarla genel alanların dışında özel alan sayılabilecek mekanlar da izlenebiliyor. Bunun gerekçesi olarak da güvenlik öne sürülüyor.

Aslında güvenlik algısını öne çıkaran bu durum mahpusların özel yaşamının yani mahremiyetinin ihlali ile birlikte takip ve gözetleme duygusu ile benlik duygusunun zedelenmek hatta yok edilmek istenmesidir. Tam da kendini onurlu ve değerli bir insan hissetmek duygusunu yok etmek amacıyla yapılmaktadır.

Bu izolasyon durumu halihazırda var olan hastalıkların gelişimini nasıl etkiler, yeni psikolojik ve fiziki hastalıklara yol açar mı?

Yapılan çalışmalar tek kişilik hücre sisteminde kalan mahpusların intihar oranlarının daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor.

Avrupa Konseyi İşkencenin Önlemesi Komitesi (CPT) de “uzun süreli tecrit ve hücre hapsinin işkence ve kötü muamele yasağının ihlali olduğunu dolayısıyla insan haklarına aykırı olduğunu ve tecrit altında bulunan kişilerin zihinsel, bedensel ve sosyal sağlıklarının olumsuz bir şekilde etkilenebileceğini” vurgular.

Bu cezaevlerinde önemli bir ayrıntı ise ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası mahkumu olmayanların da bu tecrit/infaz rejimine tabi tutulması durumudur ki, bu da hem yasalara hem de ulusal ve uluslararası insan hakları sözleşmelerine aykırı.

“Kas-iskelet sistemi hastalıklarına yol açabilir”
Bunun yanı sıra fiziksel anlamda da sorunlar yaşamaları kaçınılmazdır. Hücre pencerelerinde güneş ışığına izin vermeyen sık örgülü tel bulunması, hem hava almayı hem de güneşten yararlanmayı engeller.

1,5 saatlik havalandırmada güneş ışığından yeterince faydalanamamak D vitamini eksikliklerine, dar hücre ve tecrit alanlarında yaşamak kas-iskelet sistemi hastalıklarına yol açabilir.

Hareketsizlik; kardiyak hastalıklar ve diabet, hipertansiyona yol açabilir. Kronik hastalıklara ve kansere neden olabilir.

Uzun zaman dilimlerinde, hastalıkların nedenleri olan ve olabilecek fiziki koşullara maruz kalmak ne yazık ki mahpusların cezaevlerinde yaşamlarını ya ağır hasta olarak geçirmelerine ya da hayatlarını kaybetmelerine neden oluyor.

Ne yapılmalı?
Sağlığa olumsuz etkileri olabileceğini dile getirdiğiniz bu tür kapatılma alanları, insan sağlığına uygun şekilde nasıl düzenlenebilir? Buna dair uluslararası sözleşmeler ve kurumlar neler öneriyor?

Yüksek güvenlikli cezaevi modelinden derhal vazgeçilmelidir.

Cezaevi mimarilerinde mahpusların insan hak ve özgürlüklerini, bedensel, ruhsal ve sosyal sağlığını ilk plana alan bir inşa modeli gözetilmelidir.

Cezaevlerinde güvenlik kaygısını öncelemek yerine; mahpusları onaran, geliştiren, meslek ve beceri kazandıran, onurlu ve toplumsal bir varlık olmasını sağlayan politikalar geliştirilmesi gereklidir.

Adalet Bakanlığının, cezaevleri koşullarının insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinin düzeltilmesine yönelik olarak hukuk, tıp ve insan hakları örgütleri ile diğer bağımsız uzmanların işbirliğini kabul etmesi ve yeni açılan cezaevlerinin koşullarının ve sorunlarının tespiti için ziyaretlerine izin verilmesi taleplerimiz mutlaka yerine getirilmelidir.

Kaynak Ayça Söylemez

“Mahpuslarda depresyon, algı ve duyguda küntleşme, düşünce bozulması gelişebilir” (bianet.org)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu